Gündem

Avusturya Kitaplığı Dizisi…

AVUSTURYA ŞİİRİNİN SIFIR NOKTASI; VİYANA GRUBU!

– Neden Viyana? Bilinçli bir seçim mi?

Kesinlikle hayır, Türkiye’den çıkmak istedim ve kendim, tesadüfen Viyana’ya geldim. Yani aslında bakmadan Viyana’yı buldum. Avusturya şiiri de öyle.

– Viyana Çeviri Grubu nasıl kuruldu? Neden böyle bir grup?

90’ların ortalarında şiir buluşmaları vardı, şiir okumak için buluştuğumuz klasik akşamlar, düşünceler ve hayaller üzerine konuştuğumuz klasik akşamlar… Bu zamanla çeviri akşamlarına dönüştü.

1997 yılında ziyaret ettiğim II. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avusturya şiirinin sıfır noktası olan Viyana Grubu üzerine dört günlük bir sempozyum hayatımda bir dönüm noktasıydı.

Bilmediğim bir şiirle karşılaştım, hiçbir şey anlamadım ama anlamadıklarım olmak istedim. Anlamadıklarımı incelemek için çeviriden başka bir şey düşünemedim. Çeviri, adım adım ve geri dönüşü olmayan bir şekilde girmeme izin verdi.

Zamanla gruba girip çıkan birçok arkadaşım oldu ve Burak Özyalçın ve Hayati Yıldız bu macerayı birlikte yaşadığım ve birlikte Avusturya Kütüphanesi serisini yaptığım en kalıcı arkadaşlarım oldular. Mühendis olduğumuzu da eklemek isterim.

İKİ TAAHHÜT GELENEĞİ ARASINDA VARLIK!

– HC Artmann’ın Atsız Süvari Ropez Cambaz ile Seçilmiş Şiirleri ve Alois Hotschnig’in Oturup Koşmak Daha Kolay Yaşlılık ile ilgili altı ironik hikayeden oluşan yeni çıkan kitaplar. Bugüne kadar dilimize hangi Viyanalı şair ve yazarları getirdiniz? Başka kimi çevirmek istiyorsun?

HC Artmann, Gerhard Rühm, Heimrad Bäcker, Ernst Jandl, Friederike Mayröcker, Franz Josef Czernin, Peter Waterhouse, Josef Winkler, Alois Hotschnig, Oskar Kokoschka bugüne kadar tercüme edilmiştir. Çoğu daha önce dilimize çevrilmemişti.

2022’de Viyana Grubu’nun bir başka üyesi olan Friedrich Achleiter’in kısa düzyazı ve şiirlerinden oluşan bir seçki yayınlayacağız.

– Deneysel şiirler yazan şairlerin kitaplarını neden çeviriyorsunuz?

Dediğim gibi öncelikle anlamak için çeviriye girdim. Ancak bizim geleneğimizde olmayan bu deneysel şiirler kendiliğinden programımı oluşturdu.

Avusturya şiirinin II. Dünya Savaşı sonrası serüveni, genç Türk şairlerinin ihtiyaç duyacağını düşündüğüm kışkırtıcı fikirler ve cesur girişimler içeriyordu. Bu asimetri, bu gerilim, iki ülke arasında sıkışıp kalmış arkadaşlarıma ve bana yeni bir alan açtı.

Bu durumda da bu saygın zorunluluk, çevirilerde izlenecek yolu belirlemiştir: Şiirin kusursuzluğundan çok, şairin poetikasını görünür kılmak ve deneyimin kendisini şiir severlere aktarmak önemli hale gelmiştir. Bu birbirine taban tabana zıt iki gelenek arasında gidip gelmek, yavaş yavaş görevimin ve varlığımın temeli oldu.

– Şair, kitap seçiminizi nasıl belirliyorsunuz?

Programımızı Viyana Grubu ve çevresinin şairleri, ardından ikinci ve üçüncü kuşak yazarlar oluşturuyor. Bunun dışında baştan çıkarıcı bir poetika olan her eser diyebilirim.

– Çeviri zor bir iştir, özellikle deneysel şiir daha da zordur. Çeviri güçlüklerinden bahseder misiniz?

Çeviriler geleneğimize aykırı ve görece anlaşılması zor şiirler olduğu için zaman alır ve aradaki farktan dolayı macera hala açık kalabilir. Bu yüzden kitaplara her zaman açıklayıcı metinler ekliyorum.

Ancak göstermek istediğim şey, şiirlerin kendisinden ziyade paradigma ve arkalarındaki özgün poetikalardır. Bu şekilde, farklı dünyaları alıcı hale getirmeye çalışıyoruz.

Bir diğer zorluk da bir yayıncı bulmaktır. Bu zorluk neredeyse aşılmaz olduğundan, dizimiz yayıncıların gözdesi haline geldi. Pan Kitap ve Dünyadan Çıkış’tan sonra artık son adresimiz olmasını umduğumuz Turkuaz Yayınları’ndayız. Sevgili Nedret İşli ve Püzant Akbaş’a teşekkürler…

‘ÇEVİRİ DESTEĞİ YETERLİ!’

– Çevirisini yaptığınız kitapları destekleyen Avusturya-Türk kurumları var mı?

Türkiye’de henüz yabancı dilden çeviriyi destekleyecek kurumsal bir zihniyet olduğunu düşünmüyorum. Avusturya Kültür ve Sanat Bakanlığı, çabayı tatmin etmekten uzak da olsa destek veriyor. Yine de minnettarız.

– Çeviriler dışında kitaplarınızdan da bahseder misiniz? Yeni işleriniz var mı?

Deneme yazarıyım, şiirimizin biçimsel ve toplumsal tarihi, Garip’in şiiri ve 2000’li yılların deneysel şiir girişimi üzerine kitaplarım var.

Şiirimizin gizli geleneği olan anlatımcılığın kökenlerini ve niteliğini düşündüm. Bir sonuca varılır mı, ne zaman gelir bilemiyorum. Sonunu bilmeden başladığım bu kitap, bu sonsuz geleneğin kanalı haline geldi.

– Röportaj için çok teşekkürler.

Çeviriyi ve çevirmeni görünür kılan bu röportaj için gerçekten çok teşekkür ederim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu